BİR BABANIN SEVDİKLERİNE (MİRASÇILARINA) BIRAKACAĞI EN KÖTÜ MİRAS:


Sevdiklerinize sizden sonra limited şirket ortaklığı bırakmamanız temennisiyle bu makale hazırlanmıştır.
Hakan Bey’in Hikâyesi
Hakan Bey, uzun yıllar boyunca büyük bir özveri ve kararlılıkla çalışarak iş hayatında önemli başarılar elde etmiş, faaliyetlerini büyüterek üç ayrı limited şirkette ortak konumuna gelmiş saygın bir iş insanıdır. Eşi ve dört kızıyla birlikte huzurlu bir aile yaşamı sürmüş, ailesinin refahını ve geleceğini güvence altına almak amacıyla gece gündüz emek vermiştir.
Ticari faaliyetlerinden elde ettiği kazançlarla çocuklarının eğitimini ve geleceğini güvence altına aldığına inanmış, tüm çalışmalarını ailesine daha iyi bir yaşam sunma hedefi doğrultusunda sürdürmüştür.
Ancak çoğu işletme sahibinin farkında olmadığı bir gerçek vardır:
Limited şirket ortaklığı her zaman bir servet değildir. Bazen mirasçılar için ciddi bir yük ve sorumluluk kaynağı hâline gelebilir.
Hayattayken şirket ortaklığı sıradan bir ticari ilişki gibi görünür. Ancak ortaklar arasında yaşanan anlaşmazlıklar, şirket borçları, kamu yükümlülükleri ve sosyal güvenlik sonuçları, ölüm sonrasında mirasçıların kapısını çalabilir.
Vefat Sonrası Başlayan Beklenmedik Süreç
Hayat her zaman planlandığı gibi gitmez.
Hakan Bey’in vefatıyla birlikte eşi ve dört kızı mirası kabul eder. Böylece yalnızca mal varlığı değil, şirket ortaklıklarından kaynaklanan hak ve yükümlülükler de mirasçılara geçer.
Mirasçıların çoğu zaman fark etmediği hususlardan biri, limited şirket ortaklığının sosyal güvenlik ve çalışma yaşamı üzerinde doğurabileceği sonuçlardır.
________________________________________
Bir Koyundan Beş Post Çıkar mı? Limited Şirkette Çıkıyor İşte
Hakan Bey’in vefatından sonra, emekli olmayan her bir mirasçısı, miras yoluyla intikal eden limited şirket ortaklıkları nedeniyle Bağ-Kur kapsamına alınmıştır.
Hakan Bey geride bir şirket bırakmıştır.
Sistem ise bu şirket ortaklığından beş ayrı ortak çıkarmıştır.
Anne ve dört kız…
Bazen bir işletme sahibinin hayatı boyunca kurduğu yapı, ölümünden sonra mirasçılarının hiç beklemediği sonuçlar doğurabilmektedir.

Leyla’nın Emeklilik Hayali
Leyla yıllarca çalışmış, emeklilik için gerekli prim günlerini tamamlamış bir kadındır. Artık yalnızca emeklilik yaşının gelmesini beklemektedir.
Bu dönemde ailesine ve çocuklarına daha fazla zaman ayırmayı tercih etmiş, çalışma hayatını geride bırakmıştır.
Ancak babasının vefatının ardından miras işlemleri tamamlanır ve limited şirket hisseleri mirasçılara intikal eder.
Leyla, farkında olmadan şirket ortağı durumuna gelir.
Ne kendisi bu durumun sonuçlarını bilmektedir ne de çevresinden bu konuda bir uyarı almıştır.
Yıllar sonra emeklilik zamanı geldiğinde gerekli başvuruyu yapar.
Ancak bu kez beklemediği bir durumla karşılaşır.
Sosyal güvenlik kayıtlarında şirket ortaklığı nedeniyle Bağ-Kur kapsamına alınmış görünmektedir. Üstelik karşısına geçmiş döneme ilişkin prim borçları da çıkmıştır.
Oysa Leyla, yıllarca 4/A kapsamında çalışmış, emeklilik için yaş şartı dışında gerekli koşulları yerine getirmiş olduğunu düşünmektedir.
Hayatının en huzurlu dönemlerinden biri olması gereken emeklilik süreci, yerini şaşkınlığa ve üzüntüye bırakır.
Halbuki mirasın kabulü aşamasında alınacak doğru hukuki ve mali danışmanlık sayesinde bu riskler önceden değerlendirilebilir, gerekli planlamalar yapılabilirdi.
Neslihan’ın Memuriyet Hayali
(Gerçek Hayatta Yaşanmış Bir Olaydır)
Hakan Bey’in diğer kızı Neslihan’ın en büyük hayali devlet memuru olmaktır.
Babasının vefat ettiği dönemde, yapılan sınav ve yerleştirme sürecinin ardından kamu kurumunda görev almaya hak kazandığını öğrenir.
Aile için bu sevindirici bir haberdir.
Ancak miras işlemlerinin tamamlanmasıyla birlikte Neslihan kendisini üç ayrı limited şirkette ortak olarak bulur.
Üstelik bu şirketlerde babası tek ortak değildir. Şirketlerde başka ortaklar da bulunmaktadır.
Kamu görevine başlama aşamasında Neslihan’a, şirket ortaklığından kaynaklanan Bağ-Kur kaydının sona erdirilmesi gerektiği bildirilir.
Çözüm basit görünmektedir.
Hisselerini annesine devredecektir.
Fakat işler beklediği gibi gitmez.
Şirket ortaklarından biri, hisse devrine ilişkin işlemlerde çeşitli zorluklar çıkarmaya başlar.
Sonunda açıkça şu talepte bulunur:
“Bir milyon lira öderseniz bu işi çözeriz.”
Başka bir ifadeyle, devir sürecinin tamamlanabilmesi için adeta bir “hava parası” istenmektedir.
Neslihan’ın önünde iki seçenek vardır:
Ya devlet memurluğu hayalini riske atacaktır,
Ya da bu ağır mali yükü kabul edecektir.
Süreç uzadıkça aile üzerindeki baskı artar.
Sonunda anne ve dört kız, Neslihan’ın kariyer planlarının zarar görmemesi için istenen tutarı ödemek zorunda kalır.
Hisseler devredilir, ticaret sicili işlemleri tamamlanır ve Bağ-Kur kaydı sona erer.
Neslihan devlet memuru olur.
Fakat devlet memuru olarak çalışarak ancak üç yılda kazanabileceği bir tutarı, memuriyetine başlayabilmek için peşinen ödemek zorunda kalmıştır.
Hakan Bey yaşarken ailesine bırakacağı mirasın onları rahat ettireceğini düşünmüş olabilir.
Ancak gerekli planlamalar yapılmadığında şirket hisseleri, mirasçılar açısından beklenmedik maliyetler ve sorunlar doğurabilmektedir.
Asıl Soru
Bir işletme sahibi vefat ettiğinde çocuklarına gerçekten bir servet mi bırakmaktadır?
Yoksa devralmaya hazır olmadıkları ortaklık ilişkilerini, hukuki sorumlulukları, sosyal güvenlik problemlerini ve yıllarca sürebilecek ihtilafları mı miras bırakmaktadır?
Çoğu zaman cevap, şirketin büyüklüğünde değil, ölüm öncesinde yapılan kurumsal ve hukuki planlamanın kalitesinde saklıdır.
Peki Çözüm Nedir?
Buraya kadar anlatılanları okuyanların aklına doğal olarak şu soru gelebilir:
“O halde çocuklarımıza şirket bırakmayalım mı?”
Elbette bırakalım.
Sorun işletme sahibi olmak değildir.
Sorun, mirasçılara bırakılacak işletmenin doğru hukuki yapı içerisinde kurgulanmamış olmasıdır.
Aslında Hakan Bey’in hikâyesinde yaşanan sorunların önemli bir bölümü, şirketlerin kuruluşundan itibaren anonim şirket olarak yapılandırılması ve buna uygun bir miras planlaması yapılması hâlinde önlenebilirdi.
Çünkü anonim şirket ortaklığı ile limited şirket ortaklığı arasında, özellikle miras planlaması açısından son derece önemli farklar bulunmaktadır.
İyi Bir Babanın Bırakacağı Miras
İyi bir baba çocuklarına yalnızca mal bırakmaz.
Çocuklarının karşılaşabileceği sorunları da düşünür.
Vefatından sonra kızının memuriyet hayalinin engellenmesini istemez.
Kızının şirket ortaklığından ayrılabilmek için milyonlarca lira ödeme yapmak zorunda kalmasını istemez.
Diğer kızının emeklilik planlarının bozulmasını istemez.
Eşinin, yıllarca emek vererek oluşturduğu birikimlerin peşinde şirket ortaklarıyla pazarlık yapmak zorunda kalmasını istemez.
Bu nedenle her işletme sahibinin kendisine şu soruyu sorması gerekir:
“Ben öldüğümde şirketim ne olacak?”
Bu soruya cevap veremeyen her şirket sahibi, aslında çocuklarına servet değil, belirsizlik bırakmaktadır.
Sonuç
Türkiye’de birçok aile şirketi kuruluş aşamasında alışkanlıklarla hareket etmekte ve limited şirket kurmayı tercih etmektedir.
Ancak işletme büyüdükçe ve ikinci kuşağa devir yaklaşmaya başladıkça mesele vergi olmaktan çıkmakta, miras planlaması meselesine dönüşmektedir.
Bir babanın çocuklarına bırakacağı en değerli miras yalnızca şirket hisseleri değildir.
Asıl miras; sorunsuz devredilebilen, kurumsallaşmış, gelecekte ortaya çıkabilecek ihtilafları önceden öngören ve mirasçılarını koruyan bir yapıdır.
Bazen bunun adı aile anayasasıdır.
Bazen pay sahipleri sözleşmesidir.
Bazen de anonim şirkettir.
Ancak kesin olan bir gerçek vardır:
Miras bıraktıklarınızı seviyorsanız, geride sadece şirket değil; nasıl işleyeceği önceden planlanmış bir şirket bırakın. Çünkü iyi bir baba servet bırakabilir. Büyük bir baba ise servetin aileyi dağıtmasına engel olacak sistemi bırakır.























