Tekirdağ Manşet Gazetesi

BİR RAMAZAN AYI DAHA GEÇTİ

Akın Şenel

Akın Şenel

1984 Tekirdağ’da doğdu. İlkokul ve ortaokul ve lise öğrenimini burada tamamladı. 2003 yılında Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Tv Sinema bölümünü kazandı ve üniversiteden 2010 yılında mezun oldu. Ulusal Kanal, Trakyatürk, Habertrak, Pusula gibi tv ve gazetelerin çeşitli departmanlarında görev aldıktan sonra, bir süre Tekirdağspor Kulübü’nün sosyal medya ve basın biriminde görev aldı. Şuanda özel bir firmanın ürün fotoğrafçılığı görevini yürütüyor.

Ramazan ayında eski zamanlardaki eğlenceleri, davulcuların manilerini anımsayacak kadar geçmişe dönemesek bile, kalabalık aile sofralarında büyüklerimizin eski Ramazanlara dair anlattıklarını, sevdiklerimizin özenle hazırladığı iftar yemeklerini, horoz şekerlerini, belki çocukluk arkadaşlarımızla kandil geceleri kapı kapı dolaşıp topladığımız harçlıkları özlemle anmadan geçemeyiz.
Öncelikle Ramazan’ın gelişinin habercisi olan Hilal’i görmek için Şaban ayının 29. Günü insanlar toplanır, hilali ilk görene Kadılık tarafından hediyeler verilir ve top atışlarıyla, davulcularla halka haber verilirdi.
Kadınlar Ramazan başlamadan bir araya gelip cami ve mescitleri temizler, erişte ve yufka hazırlardı. Cemaat tarafından Camilerin eksikleri tamamlanır, avlularda değerli el yazmaları ve eşyalar sergilenirdi. Camilerden sahurda sabah ezanından sonra adına temcid denen dualar okunurdu, hatta sahur yerine temcid denmeye başlanmıştı. Sahurda yenen pilava da temcid pilavı denirdi. Teravih namazını her akşam başka bir camide kılanlar olurdu. Teravih sonrası bazı evlerde sıra geceleri yapılırmış, bu gecelerde saz çalınır, oyunlar oynanır, çeşitli hikayeler, masallar, anılar anlatılırmış.
Ramazanın beşinci günü Şeyhülislam Efendi, altıncı günü Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri, yirminci günü Yeniçeri Ağası ve mühim ocak ağalarına Sadrazam Efendi tarafından iftar verilirdi. Özellikle yeniçeri askerine baklava ve sair tatlılar ikram edilirdi. Bu iftar davetlerinde teşrifat çok sıkı kontrol edilirdi. Öyle ki kimin hangi sofrada kiminle oturacağı ve bu iftarlara kimlerin davet edileceği dahi belirli kurallara bağlıydı.
Ramazan ayı sebebiyle devlet dairelerindeki mesai saatlerinde de değişmeler olurdu. Normalde sabah namazında işbaşı yapıp 8-9 saat çalışan katipler, ramazan ayında daha geç mesaiye başlarlardı. İş yoğunluğuna göre teravih namazından sonra sahura kadar da kalemlerde çalışılabilirdi.
Tiyatro sanatçısı Tevfik Gelenbe, eski Ramazanlar’ın hasretini en yoğun şekilde çekenler arasında yer alıyor. Artık “sevgi” kavramının eskisi kadar önem taşımamasından yakınan sanatçı eski Ramazanlar’ı anlatıyor:
“Eskiden ramazan başlı başına bir olaydı. Bir heyecan başlardı Ramazan arifesinde… O zaman her gün markete gidilmezdi. Hepsi alınır, kilerde dururdu. Kilerler dolardı. Ev temizlenir, lambalar, gümüşler parlatılırdı. Herkes sofrasında bir misafirin olmasını arzu ederdi. Şimdi herkesin misafirden kaçtığını düşünürsek, çok farklı bir aile yapısı vardı. Farklı bir anlayış, hayata değişik bir pencereden bakma… İftardan sonra erkekler teravihe giderdi. Direklerarası’nda çeşitli temaşa sanatları, ortaoyunu, karagöz, meddah izlenirdi. Kadınlar evlerde çeşitli oyunlar oynar, fasıllar geçerdi. Musiki alemleri yapılırdı. Eskiden benim hatırlayabildiğim kadarıyla her evde en az bir kadın ud çalardı. Ud, bir evin hiç değişmeyen aksesuarlarından biriydi. Duvarda asılı dururdu. Biz de evde fasıllar geçerdik. Çocuklar mutlaka sevindirilirdi. Böylece bayrama ulaşılırdı.”

Gazeteci-yazar Aydın Boysan da eski Ramazanlar’ı unutamayanlar arasında yer alıyor:
“Eski Ramazanlar yaşanamıyor, mümkün değil çünkü yaşama biçimleri değişti. Eskiden, ramazan akşamları herkes iftar topunun atılmasını heyecanla beklerdi ve top atılır atılmaz evlerine koştururdu. Eskiden Ramazanlarda yaşama düzeninde kesin değişiklikler yapılır, mesai saatleri iftara göre uyarlanır ve esnaflar öğlene kadar dükkan açmazdı. Ramazanda hali vakti yerinde olanların sofraları herkese açık olurdu. İftar saatinde gelip ‘selamınaleyküm’ diyen sofraya otururdu. Kimse de ona ‘sen kimsin’ diye sormazdı. Hatta meyhanelerin bile ramazanla ilgili huyları vardı. Ramazan bittikten sonra eski müşterilerine ‘unutma beni’ davetiyesi yollarlardı. Bu davetiyeler kağıt üzerine yazılmış değildi. Örneğin uskumru dolması gönderirlerdi müşterilerine. Buna benzer huyların hepsi kalktı.”

Kaynakça: blog.tazemasa.com, arsiv.ntv.com.tr, onedio.com, e-sehir.com

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
LOKUM VE HACI BEKİR EFENDİ - 17 Ağustos 2019
CELAL ÖMER KAVUR - 2 Temmuz 2019
RUS DEVRİM SİNEMASI - 12 Haziran 2019
YAKIN TARİH SİNEMASI - 9 Mayıs 2019
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.